Galip Dursun

Galip Dursun

Galip Dursun | Yazar, Yazılımcı, Tasarımcı, Girişimci (Sesini Çıkart

Editör tarafından 07.02.2015 tarihinde eklendi.

Kimsiniz ve ne işle meşgulsünüz?

1 Ekim 1980′de, İstanbul’da doğdum. Tuzla Teknik Lisesi Bilgisayar Donanım ve Marmara Üniversitesi Bilgisayar Programcılığı bölümlerinde okudum. Lise yıllarımdan itibaren elektronik ve bilişim sektörlerinde çalışma olanağım oldu. 2004 -2012 yılları arasında bir teknoloji şirketlerinde tasarımcı ve yazılımcı olarak çalışmaya başladıktan sonra yazılım ve donanım arayüzleri, kullanıcı arayüz deneyimi gibi konularda uzmanlaşma yoluna gittim. Son yıllarda ise bilişim sektöründeki çalışmalarıma yazarlık kariyerimle paralel olarak devam ediyorum.

Üniversitede tez konum İnternet Yayıncılığı idi. Bunun da etkisiyle lise yıllarımdan beri yazdığım öyküleri ilk olarak İnternet üzerinden yayınlamaya karar verdim. 2003 yılına kadar birkaç webzine ve kişisel sitemde öykülerimi yayınladıktan sonra benim gibi düşünen ve yazan arkadaşlarımla birlikte Yeraltı ve Alternatif edebiyatı odaklı Gölge Öykü Dergisi ile Kan Güncesi Alt-Kültür portalını kurduk. 15 sayı boyunca yayınlanan Gölge e-dergisine “Korku ve Gerilim” türlerinde yazar ve yayın yönetmeni olarak katıldım. Bu esnada yazılı ya da online mecralarda makale ve öykülerimi yayınlanmaya devam ettim. İlkini 2006 yılında çıkardığımız Anadolu Korku Öyküleri dizisinde yayınlanmış “Güzay’ın Bindilek Ağacı” ve “Oba” adlı iki öyküm var. Yakın zamanda bitirip yayımlamayı umduğum roman ve öykü kitabı çalışmalarım devam ediyor.

Aynı zamanda, son 10 yıldır birlikte korku öyküleri yazdığım Işın Beril Tetik ve Demokan Atasoy’la beraber korku sanatlarına odaklanmış Gerisi Hikaye: Korku Konuşmaları **adında **[1] bir podcast dizisinin multimedya tarafını ve İnternet üzerinden yayınlanmasını sağlıyorum.

Bilişim ve yazılım tarafında son yıllarda daha çok web ya da mobil temelli yazılımlar için arayüz ve kullanılabilirlik üzerine çalışıyorum. Sesini Çıkart [2] adında, İnternet üzerinden sesinizi görselleştirebildiğiniz ve aynı zamanda da kişiselleştirilmiş kanvas tablo / poster formunda satın alabildiğiniz e-ticaret platformunun geliştiricisi ve sahiplerindenim.

Ne tür bir donanım kullanıyorsunuz?

İnsanın işi bu olunca hayatına hatrı sayılır miktarda cihaz girip çıkıyor. Sadece satışıyla değil, yeri geldiğinde tamiratıyla, programlaması ve ara yüzünün tasarımıyla da ilgilendiğiniz için bir çok dijital yol arkadaşınız oluyor.

Bilgisayar ve bilişim teknolojileri ile çok erken yaşlarda, neredeyse 30 yıl kadar önce tanıştım. Bizim Y  kuşağında yaygın bir şey sanırım bu. Hani “apolitik” olma sebeplerimizden sayılabilir bilgisayar ile karşılaşma yaşımız.

İlk kullanma olanağı bulduğum PC, Sinclair ZX Spectrum+ 16K idi. Bu küçük ama marifetli konsol PC ile GW-BASIC üzerinden epeyce “basit” kodlar yazma şansım oldu. Benim kullandığım marka dönemin meşhur cihazları C64 ve Amiga kadar popüler olmadığı için her yerde oyunlarını bulamıyordunuz. Dergilerde de diğer platformlar gibi boy boy oyun reklamı çıkmadığı için daha çok mini-kod parçalarına yönelmiştim.

Daha sonra, Tuzla Teknik Lisesi’nde okurken yazılım derslerinde epey işime yaradı, bu durum. Okul göreceli bir şekilde o dönemin Türkiye’sinden biraz ileri olduğu için Z80 ve Motorola 6502 gibi işlemciler ve başka dijital birimler üzerinde kodlama yapma şandım oldu. Makine dili, C, Pascal gibi dilleri, dilimin ve bileğimin döndüğünce yazdım. Genelde 8086, 80286 IBM PC’ler üzerinde çalıştık. Bu makinelerin klavyeleri ve tuşların çıkardığı sesler, verdiği his efsanedir; bu adresten [3] duyulabilir.

Lisede ilk stajımı POS cihazları ve POS Network üzerine yaptım. Ancak sonraki staj ve ilerleyen zamanlarda da üniversiteye girene kadar 1-2 yıl kadar anakart tamiratı gibi işlerde çalıştım. Cep telefonu olarak en son model niyetine Ericsson 338’in ya da 688’in kullanıldığı zamanlar olduğu için o dönemden mobil teknoloji manasında heyecanla bahsetmek pek mümkün değil. Bu dönemde PC gibi cihazlarda pek iz bırakan bir sistem ya da parça olduğunu da hatırlamıyorum; 3DFX’in oyunlara getirdiği büyü dışında pek bir şey yoktu.

Üniversite bitene kadar genelde bilgisayar teknik servislerinde, network odalarında, otomasyon laboratuvarlarında çalıştım. Yine de birçok farklı cihazla, platformla tanışmama ve tanımama sebep olduğu için o dönemi önemsiyorum.

Üniversitede yazılım okuyorduk ancak pek uygulama şansımız olmuyordu. Temel eğitimler ve miyadını doldurmasa da artık popüler olmayan diller öğretiliyordu. Henüz nesne temelli (object oriented) diller yaygınlaşmadığı için son 10-15 senedir piyasa değişmemiş gibi görünüyordu. Hayranı olduğum IBM AS400 benimle yaşıttı. Yine de ilerki yıllarda işime yarayacak ve müfredata bir şekilde sokulmuş iki önemli ve yenilikçi dersi anmak isterim: Veritabanı ve Java. Bir yolunu bulup bitirme tezimizde parça parça ASP kodu da yazmıştık. Ben kendime en çok uyan konuya yöneldiğim için şanslı hissediyorum kendimi. Sonuçta çoğu insan İnternet devriminden ve hatta Web 2.0’dan (kabaca 2006) sonra PC ve bilişimle tanıştığı halde benim öğrenim ve junior seviyedeki iş hayatım sayesinde sektörle iyi bir tanışıklığım vardı.

Yazılım okurken uygulama ya da piyasa standartlarına yakın platformları tanımama sıkıntısını okul sonrası iş hayatında sıkça yaşadım. Cümleye “2004 yılında tasarımcı olarak çalışmaya başladığım yazılım şirketinde” diye başlarsam durum anlaşılacaktır.

2004-2012 arasında geçen 8 yılda ağırlıklı olarak Java / Unix / Linux platformu üzerinde geliştirilen yazılımlarda arayüz, web yazılım, önyüz hazırlama ve uygulama şansım oldu.

Bu esnada yazılım kökenli olmanın faydalarını gördüm. Tasarım yönümü sadece görsel değil multimedya ve web odaklı olarak geliştirirken yeni uygulama ve programları hızla anlama şansı buldum. Geleneksel eğitimden gelen tasarımcıların web ve dijital uygulamaları keşfetmeleri ve sektörün bu kısmına yönelik iş yapmaya başlamaları daha sonraları oldu.

Genelde çalışmalarımı PC üzerinde yaptım. O dönemlerde dizüstü bilgisayarlar performans açısından ihtiyaçlarımı karşılayamadığı için masaüstü bilgisayarlar kullandım. Ancak son 4 yıldır i7 ve Broadband GSM Network devrimiyle beraber dizüstü bilgisayar kullanmaya başladım; ve halimden son derece memnunum.

Mac ailesi ile çalıştığım projelerde gerektiği ölçüde bir temasım oldu. Kullanım kolaylığı ve hem görünüm hem de işlevsellik açısından tasarımlarına hayran olduğumu belirtmek isterim.

2007 senesinde iPhone çıkana kadar birçok mobil cihaz ve mobil işletim sistemine, işletim sistemlerine özel olarak tasarımlar ve önyüz / arayüz hazırlama şansım oldu. Nokia, Ericcsson, Panasonic gibi mobil cihazlar kullansam da iPhone kadar kapsamlı ve etkin kullandığım bir telefon hatırlamıyorum. 2009-2012 yılları arasında mobil arayüzler, mobil uygulamalar üzerine yoğunlaştım. Halen arayüz, önyüz projeleri hazırlıyorum.

2011’de aldığım iPhone 4’üme hayranım. Onu mümkün olduğunca yoğun kullanıyorum. İmza günlerimizde ve yaptığımız söyleşilerde bir tripoda bağlayıp en kısası 45 dakika süren videolar çekiyorum. Ses kayıtları alıyorum. 4-8x optik zoom ile fotoğraflar çekiyorum. Bluetooth ya da USB arayüzü üzerinden klavye takıp notlarımı ve öykü parçalarımı yazıyorum. Hazırladığım tasarımları ve web sayfalarını test ediyorum.

2012 yılında iPad 2 ile tanıştıktan sonra PC’yi sadece iş ve yoğun bir şekilde yazacaksam kullanmaya başladım. iPad’e iPhone’a yaptığım kadar eziyet etmesem de klavyesi ile sırt çantamdan hiç çıkarmıyorum. Sanırım bir süredir PC’mi değiştirmememin sebebi iPad.

PC olarak i7’yi tercih ettiğimi söylemiştim. Son 3 yıldır 8 GB DDR3 RAM’li, i7 işlemcili Packard Bell EasyNote TS dizüstü bilgisayarı kullanıyorum. Zaman zaman ısınma sorunu yaşatsa da video, grafik, 3D gibi çeşitli tasarım programlarında sorunsuz olarak çalışıyor. Fiyat / performans açısından ele alırsak şu an kullandığım PC bir harikalık, bir fevkaladelik abidesi diyebilirim.

Ve ne tür bir yazılım?

Tasarım yaparken genelde Adobe ailesini kullanıyorum. Açık kaynak yazılımlarla da çalışma şansım oldu ancak Adobe çok geniş ve birbiriyle uyumlu bir ürün ailesine sahip olduğu için hemen her işimi görüyor.

En hayranı olduğum Adobe ürünleri: Fireworks ve After Effects. Tasarım için tabii ki Photoshop vazgeçilmez ama arayüz / önyüz hazırlarken Fireworks mucizevi işler çıkarıyor. Neredeyse ilk versiyonundan bu yana, 1999 yılından beri Fireworks kullanıyorum.

Daha önceleri webe yönelik animasyon ve video çalışmalarını Flash ile hazırlıyordum. Ancak 2008 yılında 3D Akademi’de After Effects sertifikamı alıp onunla devam etmeye karar verdim. After Effects, dilinden anlıyorsanız her şeyi yapabileceğiniz bir program. Hem profesyonel hem de amatör piyasaya işler yapabiliyorsunuz.

İşletim sistemi olarak Windows’u tercih ediyorum. Windows 7 çok çok yeterli bir işletim sistemi, bana göre. Linux ve Unix üzerinde fazla çalışma imkanım olmadı. Kişisel olarak da Linux kurup kullanayım diye bir hissim de olmadı. Linux ile tanıştığımda arayüz konusunda henüz emekliyor olmasının bunda bir etkisi olduğunu düşünüyorum.

OS X ile hoş ve mesafeli bir ilişkimiz var. PC’ye çok alışmış olmam nedeniyle henüz OS X’e geçiş yapmadım. Ama ilerde keyifli zamanlar geçireceğimize inanıyorum.

Mobil işletim sistemlerinden Symbian, Android ve iOS kullanmışlığım var. Ancak kişisel tercihim, biraz da kullandığım mobil cihazlar nedeniyle iOS yönünde oldu.

Hazırladığım tasarımlarda, arayüzlerde web / mobil uyumluluk, kullanıcı testleri için daha çok OS ve iOS’u göz önünde bulunduruyorum.

Web yazılım için tercihim ise Linux üzerine kurulu bir Apache ile PHP / tümleşik MySQL veritabanı yönünde. Bu dörtlü çok hızlı, esnek, yetenekli ve istenilen işi doğru şekilde yerine getiren bir takım. Onlara güvenim tam.

Bazen biraz sıkıntılı bir durum olduğunu düşünsem de işim, gücüm web olduğu gibi eğlencem de genelde İnternet üzerinde oluyor. Filmler, diziler izliyor, en son oyunların tanıtım ve oynanış videolarını takip ediyor, haberleri okuyor, dilimize çevrilmemiş kitaplar başta olmak üzere araştırmalarımı önce webde yapıyorum. Sevdiğim şeylerin fotoğraflarını çekip altlarına küçük hikayeler ya da sözler yazarak Instagram’da paylaşıyor, kitaplarımızın tanıtımlarını İnternet’te yapıyorum. Söyleşi ve panel videolarımızı Youtube ve Facebook’a yüklüyorum.

Gerisi Hikaye Korku Konuşmaları iTunes ve Youtube üzerinden dinleyebiliyor; MP3 formatında sitemizden çekebiliyorsunuz.

Kitaplarımızı ve öykülerimizi e-kitap olarak yayınlamayı düşünüyoruz. Arkadaşlarımla e-kitap kültürünün ülkemizde yaygınlaşmasının hayalini kuruyoruz.

Web ve bilişimin içinde büyümüş biri olarak görüyorum kendimi. Bu nedenle İnternet, hayatımın uzun zamandan beri önemli bir parçası.

Hayallerinizi süsleyen yazılım ve donanımı tarif eder misiniz?

Kendimi zorlasam da gelecekte tam olarak nasıl bir yazılım, donanım ya da teknolojik yaklaşımın kullanılacağını tahmin edemiyorum. Bu da beni merak etmeye ve daha çok düşünmeye sevk ediyor.

Öncelikle şu an kullandığımız teknolojilerin tümünün deneysel olduğunu düşünüyorum. Çok az ürün ve hizmet / yazılım tüm testlerini tamamlamış bir şekilde piyasaya çıkıyor. Aslında başka şansları da yok. Zira piyasa ve teknolojik kültür çok hızlı ilerliyor ya da değişiyor. Bir şekilde zamanı yakalamanız, kaçırmamanız gerekli.

Bu nedenle kullandığımız teknolojiler henüz olgunlaşmış halde değil. Doğru donanım da yaratılmış değil. Şu an ki halimizi elektrik öncesi buharlı döneme benzetiyorum. Elektrik bulunduktan sonraki 40 yıl boyunca kullanılan tüm cihazlar, yarı iletken bulunana kadar ki dönem, hep buharlı araçların değiştirilmesiyle ortaya çıkmış şeylerdi.

Yeni elektriği bekliyorum kısacası. Yakın zamanda devrim niteliğinde bir buluş olacak ve kısa sürede biten pillerden, cihazların ekranlarına sıkıştırılmış görüntülerden, şarj cihazlarından, tuş takımlarından ya da tuşa basma zorunluluğundan kurtulacağız.

Ama iletişimin, İnternet’in evrimleşse bile kalacağını düşünüyorum. 80-90’larda bilim kurgu hikayelerinde geçen, herkesin online olduğu dünyayı yaşıyoruz. İnsanların birbiriyle iletişime geçme isteği, merakı ve bilgi açlığı geleceği daha da şekillendirecek.

Diğer taraftan giyilebilir teknolojileri çok önemsiyorum. İmplant gibi vücuda dahil edilecek cihazlar pek ilgimi çekmiyor. Şu sıralar henüz embriyo seviyesinde olsa da, sadece kalp ritmi ölçüp gelen çağrı göstermekten ileri gidemese de giyilebilir teknolojiler gerçekten “gelecek” benim gözümde.

3D yazıcıların İnternet’in bilgiye ve iletişime yaptığını üretime katkıda bulunacağını düşünüyorum. Doğru malzemeye olmasa da ürüne ulaşma şansı daha da yükselecek demek, bu da.

Geleceğe dair düşüncelerim bunlar.


[1] http://www.galipdursun.com/gerisihikaye/
[2] http://www.sesinicikar.com/
[3] https://youtu.be/fhLJEjKWspo