Emre Sururi Taşcı

Emre Sururi Taşcı

Emre Sururi Taşcı | Akademisyen, Fizikçi, Programcı, Edebiyatçı

Editör tarafından 06.09.2015 tarihinde eklendi.

Kimsiniz ve ne işle meşgulsünüz?

İsmim Emre Sururi Taşcı – bulunduğum ortama göre Emre Sururi (edebiyat), Emre Taşcı (resmi), Emre S. Taşcı (fizik) hallerine bürünebiliyor. Bilgisayarlar, edebiyat ve fizikle ilgileniyorum; bu uğraşların üçünü birden nadiren bir araya getirebilmeyi başarabilsem de, genelde içlerinden ikisinin birlikteliğine de razı oluyorum. Akademik kariyerim boyunca pek çok üniversitede çalışma imkanım oldu (İTÜ, ODTÜ, TUDelft (Hollanda), EHU/UPV (İspanya)), şubat ayından (2015) beridir de Hacettepe Üniversitesi Fizik Mühendisliği Bölümü’nde yardımcı doçent olarak görev yapmaktayım.

Bilimsel çalışma konularım arasında grup teorisinin katıhal fiziğine uygulanması, multiferroik malzemeler, faz geçişleri ve nanosistemler var. Araştırma yöntemim hesaplamalı fizik denilen, deney ve teorinin arasında, bilgisayarlar yoluyla yapılan, kabakuvvet çözümlerden benzetimlere uzanan geniş bir skalayı kapsamakta. Bunların içinde çalışmayı en sevdiğim dal ise malzeme bilişimi. Geçen yıllar boyunca gerek deneysel, gerekse hesaplamaların sonucunda o kadar çok veri birikmiş durumda ki, bu verileri kullanarak, aralarındaki ilişkileri inceleyerek yeni bilgilere ulaşmak mümkün (veritabanı madenciliği/hasadı ve istatistiksel çıkarımlar bu yaklaşımın araçları arasında). Zaten elinizdeki bilgiyi dijital ortamda veri haline getirdiğiniz andan itibaren, temsil ettiği özellikler simgelere atanıyor ve esas önemli olan kavram keşfetmeniz için bütün ihtişamıyla karşınıza çıkıyor: özelliklerin kendi aralarındaki ilişkileri. Bu soyutlamanın ardından elimizdeki problemi grup teori ve istatistiğin hüküm sürdüğü bir boyuta taşımış oluyoruz ki, işte bu yeni ortamda bilgisayarların gücü olmadan adım atabilmemiz pek mümkün değil.

Ne tür bir donanım kullanıyorsunuz?

Hesaplamalarım için TR-Grid ve daha küçük ölçekli birkaç cluster’ı kullanıyorum, kişisel işlerim içinse yanımda taşıdığım Intel Core i5 işlemcili bir Sony VAIO dizüstü bilgisayar ile ofisimdeki Intel Core i7 işlemcili masaüstü bilgisayarım var. Çalışma alanımdan ötürü, hesap sunucularına bağlı olduğum sürece nerede olduğumun pek bir önemi yok – bu nedenle terminal görevi görebilecek herhangi bir bilgisayarla (Samsung S3 Galaxy Mini model cep telefonum dahil) mutlu mesut çalışabiliyorum.

Şimdiye kadar kullanmış olduğum donanımlardan üç tanesinin bendeki yeri apayrıdır: 1985 yılında alınan, ilk bilgisayarım olan ekmek kutusu kasalı C64‘üm; 2004 yılında grupça aldığımız harici DVD yazıcımız Susy (Sony DRX710UL) ve 2006’dan 2010’a her türlü dijital kahrımı çeken, yürekten bağlandığım efsane Nina (Nokia 770 el bilgisayarı). Yoğun kullandığımız aletlere isim vermek, onu kişiselleştirmek aile geleneğimiz oldu, örneğin: Michelle – eşimin Samsung Galaxy Tab 7.0‘ı ile Melek – kızımın Nintendo DS konsolu.

Müzik dinlemek ve kitap okumak özellikle bir yerden bir yere giderken yoğun olarak yaptığım iki aktivite. Çok hassas bir kulağım yok, bu yüzden de kendimi şanslı hissediyorum, hiçbir zaman Hi-Fi ekipmanın ihtiyacını hissetmedim (kulaklığım JVC‘nin katlanabilir Flats serisi – benimkiler mor, kızımınkiler pembe renkli!) ama bana uygun bir arayüze ve kapasiteye sahip taşınabilir bir müzik çalar için pek çok denemede bulundum (gerçi akıllı cep telefonlarının gelmesiyle bu sorun da pek çok insan için çözüldü ya!) – yoldayken müzik dinlemek için halen cep telefonumu değil, eşimin 2010 yılında hediye ettiği 6. nesil iPod nano 8GB Graphite Touch çaları kullanıyorum; pili artık eskisi kadar dayanmasa da arayüzünün pratikliği beni hala kendisine bağlıyor. Hediye olduğunu özellikle belirtme ihtiyacı duydum çünkü Apple‘a karşı bir antipatim olduğundan, normal şartlarda bu ürüne sahip olmam çok düşük bir ihtimaldi. Kitapları önceleri Sharp Zaurus SL-5500‘te okuyordum, 2006 yılında Nina’nın gelişiyle ona geçtim (Nina’da okuduğum kitapların sayısının haddi hesabı yoktur!), yaşlanmasıyla birlikte Nina’nın tek işlevi bu olmuştu – o görevi de son yıllarında Michelle ile paylaşımlı yapıyordu. 2013’ten beridir kitap okumalarımı Samsung S3 Galaxy Mini telefonumdan yapmaktayım.

İşin bir de klavye/mouse yönü var – program yazarken olsun, edebi bir şeyleri bilgisayara geçirirken olsun, yıllardır tuşlara basmaktayım. 2007 yılında Logitech‘in kablosuz serisi EX110 klavye/mouse setini almıştım, o zamandan beridir hem onu, hem de serinin benzer ürünlerini kulanırım. Özellikle ilk zamanlarda (o zamanlar uygun fiyatlı lazer entegreli sunum kumandaları çıkmamıştı henüz), sunumlarda bulunduğum yerden gerek slayt değiştirmek, gerekse mouse işaretçisi vasıtasıyla bir şeyleri vurgulamak için çok pratik olmasa da işe yaramıştı; televizyona bağladığım bilgisayarımdan koltuğumda film izlerken de uzaktan kumanda görevi gördü fakat pillerinin doluluğuna bağlı olarak etki mesafesi de değişiyordu – bu soruna yakın zamanda aldığım bluetooth klavye (HP SK-9071) & mouse (Microsoft H3S-00001) ile çözüm buldum.

Ve ne tür bir yazılım?

Yazılımlara en kapsamlıdan bahsetmekle başlayalım: Uzunca bir süredir Ubuntu işletim sistemi kullanmaktayım; ondan önce (en güzel çağında) Pardus kullanıcısıydım, kişisel bilgisayarımda Linux sistemlerine de ilk Fedora ile adımımı attım. Ubuntu’nun sloganı -bilmiyorum hala öyle midir- “İnsanlar için Linux!” idi ve bu slogana hep uydular (doğrusunu söylemek gerekirse, bence bunda aşırıya kaçıp 10.04 LTSLucid Lynx“den beridir MacOS‘a fazlaca öykünmeye başladılar ya, neyse).

İşletim sisteminden bahsettikten sonra en çok kullandığım programa geçersek: Vim! Duymamış, kullanmamış olanlar için: Vim bir metin editörü olup, bundan çok daha fazlasını sunar. Ne zaman elimdeki metni değişik bir şekilde işlemenin yolunu düşünsem, hemen her zaman bilirim ki, bu ihtiyacı halihazırda birileri de hissetmiş olup, çoktan ilgili bir makro/betik ya da döküman yazmışlardır. Şimdiye kadar beni hiç yarıyolda bırakmadı. Yoğun şekilde komut tabanlı metin editörleri ile uğraşan insanlar ikiye ayrılırlar: Vim kullanıcıları ve Emacs kullanıcıları ve bu iki kesim birbiriyle hayli uyumsuzdurlar. Bir şeyleri anlık kontrol edebilmek için de elimin altında (nam-ı diğer “cache”de) Yakuake adındaki panjur modda çalışan shell ortamını hazır tutarım.

Bende çok hakkı olan fakat artık kullanmadığım/ihtiyaç duymadığım programları da burada anmak isterim (bir daha nerede bu fırsatı bulurum hem!): BBS (HiTNet/FidoNet) yıllarımdan BlueWave; önce CD, ardından DVD’lerde arşiv oluşturmaya başladıktan sonra onları kataloglamak için kullandığım WhereIsIt?; bütün kısayol kombinasyonlarını avcumun içi gibi öğrendiğim efsane Total Commander; BBS yapısına en uygun yaklaşımı sağlayan mail programı The Bat! ve niceleri…

Müziğe de düşkün olduğumdan, müzik çalıcı programı her zaman açık duruyor – Amarok 1.4‘ün hayranıydım, daha iyisi yapılamaz diye düşünüyordum ki, onlar da beni haklı çıkarmak adına 2.0 sürümüyle birlikte günden güne daha da kötüye gittiler. Yerine, eski Amarok’un ruhuyla geliştirilen Clementine‘i kurup kullanıyor olsam da, pek hoşuma gittiği söylenemez. Bu oynatıcıdan ve iPod’umdan dinlediğim müziklerin kaydını Last.fm [1] vasıtasıyla tutuyorum; bir de üniversiteden erişebildiğim Alexander Street [2] sayesinde, arzu ettiğim her türlü klasik müzik ve operayı farklı yorumları arasından seçip dinleyebiliyorum. Bir de, aklıma estikçe / fırsat buldukça Audacity [3] kullanarak, $izoSuru adı altında sevdiğim şarkıları derlediğim podcastler hazırlıyorum [4] “Radio” başlığı altında).

Takip ettiğim pek çok blog sitesini Feedly [5] ile düzenli olarak okuyorum – ne yazık ki Linux’da henüz gönlüme göre bir feed reader bulamadım (şifaen Liferea kullansam da, aslında pek kullanmıyorum) – Windows işletim sistemini kullananlara SharpReader‘ı [6] tavsiye ederim bu arada, tam olması gerektiği gibi bir feed reader.

İşlerim için çoğu kez kendi yazdığım programları kullanıyorum, zaten işimin bir kısmı da Bilbao Kristallografi Sunucusu [7] için yazılım geliştirmek olduğundan, “kodlamak” (kod yazmak) bilimsel hayatımın bir parçası. Sunucu ile ilgili işleri ağırlıklı olarak Perl dilinde yazıyoruz; matematik yükünü Octave‘da [8], hız gerektiren angarya işleri de C ve FORTRAN‘da hazırlıyoruz. Octave çoğu kez benim de işlerimi görüyor ama birkaç defa sıkışınca C++ altından GSL (Gnu Scientific Library) çağırdım – artık pek uğraşmıyorum ama paralel programlamayı MPI çatısı altında gerçekleştiriyordum. Gündelik işlerimi PHP ile hallediyorum, yanına da MySQL‘i koyup, bir de SSH betiği üzerinden onları koordine edince her şey yoluna giriyor. Kodları yazarken sürüm kontrolü için ilkin SVN [9] kullanıyor olsam da, artık denediğim günden beri favorim olan HG Mercurial [10] yardımıma koşuyor. Bir de tabii ki http sunucusu olarak vazgeçilmez Apache ve onun voodoo’su!

Notlarımı almak için dönem dönem farklı yönelimlerde bulunmuş olsam da (EverNote, SimpleNote), hemen her zaman 2008 yılından beri tuttuğum kişisel wikim [11] her işimi görüyor, grup arkadaşlarıma da bu alışkanlığı bulaştırıyorum. Kişisel wikimde 2 yıl sonra detaylarını unutacağım bir çalışmamın en ince ayrıntısına kadar hesaplarını hazırlanışını ve işlenmesini anlattığım gibi, yemek tarifleri, kod parçaları, hatta alışveriş listem bile var! Fizikteki çalışmalarımda kullandığım paket programlar içinde moleküler dinamik hesaplarını yaptığımız LAMMPS [12] ile yoğunluk fonksiyonel teorisi (DFT) hesapları için kullandığımız VASP [13] geliyor. Bir de, katı hal dalında çalıştığımdan, kristallerin görsel olarak sunulmasında VESTA [14] paha biçilmez bir yazılım. Malzeme veritabanı olarak da ICSD‘den [15] faydalanmaktayız.

Her türlü sistem sorunu için iyi ki Stack Overflow [16] var!

2005 yılından bu yana bu adreste [17], “Karalamalar” adını verdiğim bir kişisel blog tutuyorum. O zamanlar mevcut blog siteleri ve programları istediğimi vermediklerinden, bir de herhalde zamanım da boldu, oturup GUBEN adını verdiğim bir blog programı yazmıştım, hala yeni bir özellik gerekince kaputu açıp, kodun içine girsem de, ilk günkü halinden çok az değişim geçirdi. Bir de, 1999 yılında olması lazım, asıl olarak HiTNet’te paylaşmak için o güne değin bilgisayara geçirmiş olduğum edebi metinleri İnternet ortamına taşımak için kodladığım epigraf sitesi [18] var – 2001 yılında dinamik hale geçti, editör arkadaşlarla birlikte epey büyüyüp, kontrolden çıkmaya başlayınca, sistemi güncellemek için 2007’de yeni metin girişini kapattım, o zamandan beridir de fırsat buldukça yeni halinin kodu üzerinde çalışıyorum ama an itibarı ile 8 seneden bahsettiğimizden ötürü, pek fırsat bulamadığım da maalesef ortada… Epigraf da, blog’um da sağolsunlar, Fişek Enstitüsü [19] bünyesinde barındırılmakta.

Telefon ve tablette kitap okumak için Amazon‘un Kindle‘ı ile FBReader‘ı [20] kullanıyorum. Film seyretmek içinse çok marifetli MPlayer‘ın arayüzü olarak gelen SMPlayer [21] ile kendi ayakları üzerinde duran VLC Player [22] tercihlerim. SMPlayer’ın özellikle açtığınız dosyaya dair ayarları aklında tutması ve altyazıyı otomatik olarak arayıp bulması işlerimi çok kolaylaştırıyor.

Hayallerinizi süsleyen yazılım ve donanımı tarif eder misiniz?

Ta ilkokuldan beri, hayalimde hep istediğim müzik, kitap ve filme kolayca erişebileceğim bir günü düşlerdim, İnternet sayesinde o mutlu zamanda yaşamaktayım (bir de sağlığa zararlı olmayan puro bulunursa, cennet kavramım yaşarken gerçeğe dönmüş olacak!). Söylemesi/yazması kolay ama teknolojik gelişme bugünkü haliyle duracak olsa daha da fazla bir şey isteyebileceğimi sanmıyorum… ama madem sordunuz(!), hayalimdeki sistem, eserlerine fazlasıyla hayran olduğum Iain M. Banks’in Culture serisindeki “Mind”lar ve onların avatarları olurdu: her zaman (istediğimde) yanımda bulunacak bir arkadaş (+ fazlası). Hazır bahsi açılmışken, Ann Leckie’nin “Ancillary Justice” kitabında (ki yayınlandığı 2013 senesinde alınmadık ödül bırakmadı) da avatar olgusuna epey güzel bir yaklaşım getiriliyor, bu konulara ilgisi olanlara tavsiye ederim.

Bir önceki paragrafla ilintili olarak, simülatörleri kurtuluş olarak düşünüyorum (bu konuyu işlediğim bir bilim-kurgu hikayem de mevcut: Jack and the Bean Stalk 3000 [23] (“Fiction : Stories / Kurgu : Hikayeler” başlığı altından erişilebilir): herkesin – farkında olsun olmasın – aradığını bulacağı, kişisel evrenler (dünyanın şu halinden pek de memnun olmadığımdan, biz kimin simülasyonunda değişkeniz, onu da bilmek istemem doğrusu!)). Dönsek, dolaşsak da, Stanislaw Lem’in (simülasyon içinde simülasyon içinde simülasyon barındıran) “Gelecekbilim Kongresi”ne toslamamak elde değil bir yandan da!


[1] http://www.last.fm/user/sururi/library/artists
[2] http://www.alexanderstreet.com/
[3] http://sourceforge.net/projects/audacity/
[4] http://www.emresururi.com/page.php?page=docs
[5] http://feedly.com/
[6] http://www.sharpreader.net/
[7] http://www.cryst.ehu.es/
[8] https://www.gnu.org/software/octave/
[9] http://subversion.apache.org/
[10] https://mercurial.selenic.com/
[11] https://www.mediawiki.org/
[12] http://lammps.sandia.gov/
[13] https://www.vasp.at/
[14] http://jp-minerals.org/vesta/en/
[15] https://icsd.fiz-karlsruhe.de
[16] http://stackoverflow.com/
[17] http://www.emresururi.com/blogs/sururi/
[18] http://epigraf.fisek.com.tr/
[19] http://www.fisek.com.tr/
[20] https://fbreader.org/
[21] http://smplayer.sourceforge.net/
[22] http://www.videolan.org/vlc/index.html
[23] http://www.emresururi.com/page.php?page=docs