İlker Canikligil

İlker Canikligil

İlker Canikligil | Yönetmen, Akademisyen, Fotoğrafçı

Editör tarafından 04.10.2014 tarihinde eklendi.

Kimsiniz ve ne işle meşgulsünüz?

Bir sürü şeyi bir arada yapan ve aslında kendine bir türlü tam bir “ev” bulamamış biriyim. 1991’de Saint Joseph Lisesi‘ni bitirdim, 1995 Marmara Üniversitesi Sinema TV, sonra aynı okulda master, sanatta yeterlik… O yıllarda ve sonrasında yaptığım kısa filmlerle ulusal ve uluslararası 14 ödül kazandım. O sırada reklam filmleri sektöründe çalıştım. Sonra reklam filmlerinden sıkıldım ve İstanbul Bilgi Üniversitesi Sinema TV’de 7 yıl ders verdim. Dünyaca ünlü kurgucu Walter Murch’un In The Blink of An Eye adlı kitabını buldum ve Türkçe’ye çevirip yayınlanmasını sağladım.

Sonunda 2002’de yardımcı doçent olmuş olmama rağmen akademinin ahmaklıklarından da bıktım ve ayrıldım. Tekrar reklam filmi yönetmenliğine döndüm. Birçok büyük müşteri ve ajans için reklam filmleri çektim. Bu arada “Dijital Video ile Sinema” adında bir kitap yazdım ve teknolojiye çok meraklı olduğum için ilkercanikligil.com adresli bir blog açtım. RED One gibi kameraların, 5D MK II‘nin yeni çıktığı dönemde bir çok inceleme yazısı yazdım. Küçük bir grup olmakla birlikte bu kadar spesifik bir alan için epey takipçim oluştu. Bir ara günde 600-800 tekil hit alıyordum. Şu sıralar blogla eskisi kadar uğraşamıyorum ama bazen Canon gibi şirketler yeni kameralarını verirler denerim, yazılar yazarım. Başka şirketler de versin istiyorum ama Türkiye’de bu işler karışık.

Bütün bunlar olurken fotoğrafa kafayı taktım. Filme göre daha bireysel bir iş. Stok fotoğraf ve video satışı yapmaya başladım ama asıl hevesim fotoğrafla sanat olarak ilgilenmekti. 2013’te Arton adlı bir Akaretler galerisiyle çalışmaya başladım ve Contemporary Istanbul 2013’te bazı işlerim sergilendi ve satıldı. 2014 başında yine Arton ile Zorlu Performans Sanatları Merkezi‘nde “More is Less” adlı ilk solo sergimi açtım. Bu arada mimari fotoğraflar çektim bir takım büyük otellere. Bir ara Bahçeşehir Üniversitesi‘nde Cinematography dersi verdim sonra orası da hoşuma gitmedi, ayrıldım. Türkiye’de özel üniversite meselesinin tamamen raydan çıktığını düşünüyorum.

Bu yıl İstanbul Film Akademi‘de yönetmenlik atölyesi yapmaya başladım. İki ay süren üretime dönük bu atölyede 4 adet kısa film çekiyoruz. Başta üniversite deneyimlerimden yola çıkarak tereddütle yaklaşmıştım ama çok iyi gidiyor. Gelen insanlar daha istekli ve bilinçli. Birlikte hem iyi vakit geçiriyor hem de film nasıl çekilir deneyimliyoruz. Ben de bir sürü şey öğreniyorum. Aslında her zaman en çok, öğreten öğrenir.

Kısaca hayatımda birkaç ana alan var: Yönetmenlik, fotoğraf sanatı, eğitmenlik ve stok görüntü üretimi… Şu sıralar galerimden ayrıldım ve serbest bir sanatçıyım (ayrılma konusunda tam bir uzmanım). Reklam filmleri de eskisi kadar çekici değil. Belli bir yaştan sonra insan, hoşuna giden güzel işleri yapmak istiyor.

Bugünlerde 2007’de yazdığım Dijital Video kitabını yeniden yazıyorum. 2007’den bu yana o kadar çok şey değişti ki neredeyse bütün kitabı yeniden yazmam gerekti. Büyük olasılıkla Eylül gibi çıkmış olur.

Genel olarak bunlarla ilgiliyim.

Ne tür bir donanım kullanıyorsunuz?

iPhone 5s: Apple‘ı çok sevdiğimi söyleyemem. Bazı inatları olan bir şirket ama yine de tasarımlarının iyi olduğunu kabul etmek durumundayız. Örneğin fotoğraf yönetimleri berbat ama yine de o tasarım ve ekran için seviyoruz onları!

Desktop: Intel Core i7 2600K 3.4 işlemcili 16 GB RAM’li 1 TB Samsung SSD’ye sahip, Geforce GTX 660 Ti ekran kartlı bir desktop kullanıyorum. Nvidia ekran kartı CUDA çekirdekleri sayesinde bizim işlerde çok etkili. Bütün donanım içinde özellikle SSD en sevdiğim parça. Saniyede 500 MB aktarabiliyor ve bu, hızı çok arttırıyor. Bilgisayarı, Vatan‘dan parçaları alıp kendim bir araya getirmiştim. Aletin içinde toplamda 10 TB’lik bir sürü sabit disk var. Tabi hepsi hızlı diskler. 140 bin fotoğraf ve onlarca saat video kaydım olduğu için bunlar gerekli. Yoğun olarak Photoshop kullandığımdan ve dev dosyalarla çalıştığımdan (sergideki fotoğrafların bazıları 24000*10000 pikseldi) sadece onun için 240 GB Corsair bir SSD aldım. Cache olarak son derece yararlı bir hareket oldu.

2008’de aldığım monitörüm 30 inç HP LP3065 ve onu da çok seviyorum. Özellikle görüntü işiyle uğraşan herkesin 30 inçle çalışması şart. Yaptığınız işin kalitesine ve rahatlığınıza doğrudan etki ediyor. Renk kalibrasyon aleti olarak Xrite kullanıyorum. Kalibrasyon da tabi şart ama HP pek ciddi kayma yapmıyor bunca yıldır.

USB Stick: Olabilecek en hızlı ve büyük USB stick’i bulmak istedim. Amazon‘da Patriot markasını keşfettim. 128 GB ve saniyede 250 MB aktarabiliyor. Üstelik fiyatı da 100 dolar civarında. Elinde saçma sapan bir diskle kablo ve adaptörle dolaşmak yerine bu aletlerden almak çok daha iyi. Herkese öneririm. Ne yazık ki Türkiye’de bulunmuyor. Zaten bu ülkede bir sürü şey bulunmuyor.

Ses: Bilgisayar ve post prodüksiyon işleriyle uğraşırken sesleri doğru duymak için önce M-Audio hoparlörler kullanıyordum, o yetmeyince üç sene önce Genelec 8040A referans monitör aldım gerçekten aradaki fark büyük. Fakat iyiye çok çabuk alışıyor insan ne yazık ki! Ses kartı olarak da M-Audio Fast Track Ultra kullanıyorum. Müthiş bir kart değil sanırım ama memnunum. Bilgisayarın anakartındaki ses kartları tabii ki çok yetersiz.

Müzik: Eski bir davulcuyum. Lise ve üniversite yıllarında epey çalmış, Cem Aksel, Cengiz Baysal gibi davulculardan ders almıştım. Hatta Milliyet Müzik Yarışması’nda birinci olmuştuk Al Di Meola çalarak. Yıllar sonra parayı denkleştirip kendime bir Roland V Drum aldım: TD12. Sahip olduğum en güzel aletlerden biri kesinlikle. Akustik davul çalanlar genelde elektronik davulları küçümser ama benim gibi bu işle profesyonel uğraşmayan biri için kesinlikle çok eğlenceli. Kulaklığı takıp Peter Gabriel’in üstüne çalabiliyorsun! Tonları akustiğe de epey yakın, tuşesi de iyi sayılır. Ayrıca pedleri gerçek davul hissinde: Yani plastik değil fileden yapılmış.

Kamera: Canon EOS 5D MK III‘üm var. Çıkar çıkmaz elimdeki Mark II’yi verip almıştım. HDSLR’ların muhteşem olduklarını düşünüyorum. Geleneksel video kameraları çok kıro bulmuşumdur her zaman: Bu aletler hantaldır ve saçma sapan tasarımlara sahiptir. Ne yazık ki kamera alanında bir Apple çıkamadı hiç bir zaman. HDSLR’lar bütün bu saçma kameraların içinde en iyisi diyebilirim. Hem fotoğraf hem video üreten benim gibi biri için çok pratikler,  görüntü kaliteleri de çok çok iyi.

Mercekler: Tabi yıllar içinde oluşturduğum iyi bir mercek parkım da var. Mercek kameradan daha önemli. Canon’un meşhur L serisinden 16-35 f2.8L II, 24-70 2.8L II, 70-200 2.8L IS II, 85 1.2L II, 100 Macro 2.8L IS, 17 4L TS, 24 3.5L II TS 3.5L II, 90 TS. Bütün bu merceklerin hepsinin yeri ayrı. Tabii hepsini taşımak zor oluyor ve almam gereken mercekler hala bitmiş de değil işin kötüsü! Mercek konusunda saplantım var ne yazık ki. Mutlaka Canon’un L serisini alıyorum. Elimdeki o serinin en iyisi değilse moralim bozuluyor. Buna bir hastalık diye bakmak da mümkün ama işte yapacak bir şey yok. Sonuçları gerçekten çok etkiliyor iyi mercekler. Tabii ki hiçbir mercek sizi iyi fotoğrafçı yapamaz ama mercek kötüyse bir yere kadar gelebilirsiniz.

Kamera destekleri: Manfrotto ürünlerini kullanıyorum. Birkaç tane tripodum var elbette ama en iyisi, video için kullandığım ve karbon olan 535 MPro modeli. Hem hafif hem de 2 metreden yükseğe çıkabiliyor. Üzerinde fluid kafa kullanıyorum: MVH502A. İkisi de çok yeterli. Ayrıca Manfrotto’nun en sevdiğim desteği Magic Arm‘dan bir kaç tane var. Sinemacı için vazgeçilmez bir ürün. Bir de daha küçük bir tripodum var, o da 055CXPRO3. Onun üzerinde 322RC2 joystick kafa kullanıyorum. Fotoğraf için müthiş pratik bir kafa, anında istediğiniz şekle giriyor ve öyle kalıyor. Bir de en son araba çekimleri için vantuz aldım yine Manfrotto. Dediğim gibi onları seviyorum çünkü her türlü saçma isteğe anında cevapları var. Daha iyi tripodlar da var elbette dünyada ama Türkiye’de kolay bulunması da önemli benim için.

Sevgili Kadir Köymen’in dünyaca ünlü şirketi Edelkrone bu yıl bir adet Slider Pro hediye etti kullanmam için. Bu alet 60 santimlik küçük bir kamera ray sistemi fakat patentli bir buluş sayesinde 90 santimlik kaydırmalar yapabilmenizi sağlıyor. Ayrıca motorlu ve kontrollü hareketlere izin veriyor. İstenirse bir hareketi 10 saate yayabiliyor ve time-lapse çekebiliyorsunuz. Çok pratik ve eşsiz bir alet.

Ses Kaydı: Ses kaydı için bu yıl Sennheiser‘in MKE600 mikrofonunu aldım. DSLR’ların ses kayıtları problemli. Mini Jack giriş kullanıyorlar ve preamfileri pek iyi değil. Bu yüzden iyi bir mikrofon kullanmak zor oluyordu çünkü çoğu iyi mikrofon XLR ve phantom power gerektiriyor. Sennheiser’in bu yeni modeli hem pilli hem de XLR-mini jack çeviriciyle geliyor.

iPad Air: iPad güzel alet. iPad 2 ile başlamıştım, Air çıkınca dayanamadım, eskisini anneme verip yenisini aldım. Özellikle bu yenisinin ekranı çok iyi. Bu kadar küçük bir ekranda 2K çözünürlük, benim gibi işi temelde görüntüyle uğraşmak olan biri için mutlaka sahip olunması gereken bir şey yapıyor onu. Giriş çıkış problemli elbette. Ayrıca Canon’la Apple bir türlü bir araya gelip EOS kameraları iPad üzerinden kontrol etmemizi sağlayamadılar (Live View olarak). Buna karşı yan bir çözüm buldum. 5D Mark III ile Eye-Fi SD kart kullanıyorum. Bu kart aynı zamanda bir Wi-Fi bağlantı noktası. Böylece çektiğiniz şeyler 5-10 saniye sonra iPad’de beliriyor. İdeal değil ama hiç yoktan iyidir.

PS3: Bekarken FIFA’ya sarmıştım oynayıp duruyordum. Tabi şimdi evliyim ve eskisi gibi oynamıyorum. Biraz da sıkılmıştım galiba PS3’ten. Bir ara heves edip hareket kontrolü için Move da almıştık. Eşimle bir kaç kere oynadık ama tam olmadı nedense. Bence hala o işler için erken. Zaten artık PS4‘e geçmek gerek ama Sony sağolsun eski kumandalar vs. hepsini elden çıkarmak gerekiyor. O da zor geliyor açıkçası.

Apple TV: Eskiden evdeki medyayı TV’den izlemek için PS3 kullanıyordum fakat bir sürü uyum sorunu vardı. Apple TV aldım. Harika alet. Evdeki bütün medyaya erişim verdiği gibi iPad veya iPhone’u doğrudan TV’ye verebiliyorsunuz. Ses çıkışı biraz problem oldu. Benim Harman Kardon amfide dijital giriş yokmuş (oysa 2006’da alınmıştı). Bu yüzden 35 dolara FioO adlı küçük bir alet almam gerekti: Optik sayısal çıkışı analog çıkışa çeviriyor. Teknolojinin bu uyum sorunları çok kötü tabii, ama uğraşıp çözüm bulunabiliyor. Amfiyi emekli etmeye gerek yok yani.

Logitech Akıllı Kumanda: Evdeki en önemli aletlerden biri. TV’yi açıp doğru kanalı seçmek, amfiyi açıp doğru hattı seçmek, gerektiğinde Digiturk‘e gerektiğinde PS3’e veya Apple TV’ye dönmek gibi işler programlanabiliyor bu aletle. Bir düğmeyle hepsi kendi kendine halloluyor. Yokluğu büyük bir eksiklik bu aletin: 5 kumandayla boğuşmak gerekiyor.

Kindle: Onu da bir dostum doğum günümde hediye etmişti. Güzel alet, kitap okumak için iPad kötü bir fikir zira. Yine de nedense bir türlü tam ısınamadım. Arada kullanıyorum ama tam değil doğrusu.

TV olarak Panasonic 55 inç full HD bir plazma kullanıyorum. Plazmaların siyahları çok daha iyi LCD’lerden ama ne yazık ki LCD’ler daha çok satıyor. İnsanlar saçma sapan özelliklere para veriyorlar. 3D özelliği de var TV’nin ama bir kaç defa denedim sonra hemen bir kenara attım gözlükleri. Evde gözlük takıp film izlemek bence saçma sapan bir şey. Ayrıca gözlükleri aktif yani pilli. Zırt pırt pilleri bitiyor. Zaten son derece kötü bir fikir olan 3D için kötü bir tasarım.

Ve ne tür bir yazılım?

Bu yıl Adobe Creative Suite‘e tam üye oldum. Sonuçta bununla geçinen biriyim artık diye satın almam gerektiğini düşündüm. Bir de yaş 40’ı geçti crack’le warez’le falan uğraşmak istemiyorum. Adobe müthiş bir paket, bütün sorunları tek elden çözüyor. Örneğin eskiden Avid kullanırdım kurgu yapmak için bu yıl onu da bıraktım. Compositing için Digital Fusion kullanırdım, onu da bıraktım ve After Effects öğreniyorum. Yani tamamen Adobe insanı oldum. Aslında hala Premiere‘in Avid’den, AE’nin Digital Fusion’dan iyi olmadığı bir çok alan var ama bazı şeyleri o kadar iyi çözmüşler ki bu saatten sonra Avid’in işi zor geliyor bana. Garip şekilde Premiere’e ne versen oynatıyor. Avid’de bir şeyi içeri alıp dışarı çıkartmak için takla atmak zorunda kalırsın.

Paket o kadar büyük ki InDesign‘da kitap hazırlayıp, Premiere’de kurgu yapıp, Audition‘da ses tasarımı, After Effects’de compositing yaparken, Photoshop’da da bütün fotoğraf işini yönetebiliyorsun ve pakette kullanmadığım daha bir dolu uygulama var. En önemsediğim, sık kullandığım ve sevdiğim yazılım Bridge. 140 bin fotoğraflık arşivi onunla kontrol ediyorum. Genelde fotoğrafçılar Lightroom tercih eder ama ben Bridge’i daha çok seviyorum.

Tabi en çok kullandığım diğer yazılım Camera Raw. Çektiğim fotoğrafları bununla işleyip Photoshop’un içine alıyorum. Bu da çok iyi bir yazılım ve sürekli gelişiyor. Örneğin 2007’de çektiğiniz bir fotoğrafı bugün daha güzel açıyor. Bu da RAW denen harika format sayesinde oluyor. Asla JPEG çekmeyin!

Yazılım tarafında, bir de ilgilendiğim Magic Lantern diye bir grup var. Bunlar Canon’un kameralarının firmware’lerini kırdılar ve yerine kendi yazılımlarını yerleştiriyorlar. İnanılmaz işler becerdiler. Bunların en önemlisi geçen yıl 5D MK III’ü RAW video çeker hale getirmeleriydi. RAW video normal sıkıştırılmış videoya göre çok daha geniş bir renk ve pozlama aralığı demek. Şu sıra en çok oynadığım yazılım o. Her hafta bir sürüm çıkarıyorlar ve sürekli Beta konumundalar. Her hafta yeni gelişmeler oluyor. Tabi RAW video çekebilmek için gidip çok hızlı bir kart almam gerekti. Normalde 800x Lexar CF kartlar kullanıyordum. Ne yazık ki onların hızı full HD video çekmeye yetmedi. 1066X Lexar CF 32 GB’lık iki adet kart aldım Amazon’dan. Türkiye’ye hiç bir elektronik ürün yollamadıkları için bir arkadaşım getirdi sağolsun. 5D bu kartlarla saniyede 90 MB ile rahat rahat yazabiliyor. Tabi bir karta ancak 5 dakika kayıt yapılabiliyor. Sonra bu kartı aktarmak lazım. O konuyu henüz çözemedim. Öyle bir alet lazım ki bir tarafı CF kart okusun diğer tarafı da bunu bir diske yazsın ama bu işi bilgisayar ve ekran olmadan yapsın istiyorum. Bir takım aletler var ama hem pahalı hem çok yavaşlar. Tabii bir laptop alabilirim bu iş için ama onları da hiç sevmiyorum. Hem ağırlar hem kapasiteleri hep yetersiz. Aldıktan 1 yıl sonra çöp oluyor. Laptop kötü bir yatırım bence.

Adobe dışında en yeni öğrendiğim yazılım DaVinci Resolve. Blackmagic Design‘ın web sitesinden [1] indirilebilen bir renk düzenleme yazılımı bu.Nasıl öğreneceğim diye düşünüyordum sonra baktım YouTube‘da insanlar anlatıyor. Birkaç tutorial izledim ve epey kolay öğrendiğimi gördüm. Zaten yabancı olmadığınız bir konuysa öğrenmek kolaylaşıyor. Aslında aynı işi yapan SpeedGrade Adobe’nin paketinde var ama DaVinci’nin bazı üstün tarafları var.

Netflix ve Apple TV’ye aboneyim. Onları kullanabilmek için Unblock-Us adlı servisi kullanıyorum. Böylece Amerikan Apple Store’undan ve Netflix’ten film izleyebiliyoruz. Eskiden filmleri de bazen kaçak izlerdim artık ondan da bıktım. Apple TV de Netflix de çok iyi. Hem görüntü kaliteleri çok iyi hem İngilizce altyazıları. Bütün filmler iyi değil elbette ama bazen sinemaya gitmektense evden izlemek daha kolay geliyor. Son izlediğim şey True Detectives adlı diziydi. Herkes çok beğendi ama ben biraz yapay buldum. Özellikle oyunculuklar bazen ayarsızdı. Bunu, yapımcıların aynı zamanda başrol oyuncuları olmasına bağlıyorum.

En çok ziyaret ettiğim site canonrumours.com. Burada Canon dedikoduları duyurulur. Diğeri de** dpreview.com. Bir de **shutterstock.com var: Stok görüntü sattığım site. Bunun dışında tabii Twitter, Facebook ve YouTube’e bakıyorum ama bazen insanların ne boş işlerle uğraştıklarını görüp şaşıyorum. Kimse bir şey üretme peşinde değil sürekli ve sonsuz bir geyik hali var. Oysa Facebook birlikte bir şeyler üretme aracı da olabilirdi. Bir de thisiscollosal.com türü sitelere eşim sayesinde bakıyorum bazen. Dünyanın her tarafından bir sürü yaratıcı iş var. Hepsi belli bir çizginin üstünde. Artsy.net de baktığım bir site. Burada bir de sayfam var [2]. Ona benzer olarak bir de Artstack‘e üye oldum [3]. Bir nevi sanal koleksiyonerlik ortamı. Hoş bir fikir. Seeme diye bir site vardı bir ara ama onlar bana biraz üçkağıt peşinde gibi geldi. Sürekli şu yarışmamıza gir şu kadar para diye mailler yolluyorlardı. Flickr çok ümit verici bir başlangıçtı fakat sonu hüsran oldu. Instagram karşısında bir şansları yok. Yeni bir Yahoo rezaleti yani. Canım fikri mahvettiler.

Vimeo Plus üyesiyim [4]. Yaptığım reklam filmlerinden oluşan showreel’im orada duruyor. Vimeo’yu YouTube’dan daha iyi buluyorum. YouTube minibüs gibi her tarafından ayrı bir yazı çıkıyor. Vimeo daha derli toplu.

Hayallerinizi süsleyen yazılım ve donanımı tarif eder misiniz?

Şu sıra her zaman olduğu gibi almak istediğim mercekler var. Zeiss OTUS adıyla dünyanın en iyi 55 mm merceğini yaptı. Ne yazık ki fiyatı 4000 USD. Oysa aynı merceğin benzerini Canon’dan (EF 50 mm 1.8) 100 dolara alabiliyorsunuz : )

Yine Canon’un Cine serisinde 35 t1.3 bir merceği var. O da 5000 USD! Ona da ihtiyacım var, ya da yok mu acaba : )

Bilgisayarı yenilemek zamanı yavaş yavaş geliyor. Artık 30 inç 4K bir ekran almak istiyorum ancak henüz biraz erken. ASUS bir tane çıkardı ancak hem saçma bir pahalılıkta hem de en fazla 30 FPS’i destekliyor. Biraz bekleyip o işe doğru girmek lazım. Hem ekran kartları, hem ekranlar biraz daha gelişmeli. 4K kameralar yaygınlaşıyor artık o tarafa doğru kaymak gerek. Tabi biz onu yapıca 8K çıkacak onu da biliyorum.

Disk her zaman bir sorun. SSD’den başka bir şey kullanmak istemiyorum fakat bütün malzemeyi SSD’ye atmak da henüz çok pahalı. Bir an önce mekanik disklerden kurtulmalıyız diye düşünüyorum. Cloud sistemlerine pek sıcak bakmıyorum. İyi fikir olduklarını biliyorum ama bana performans lazım. Cloud şu anda orada değil doğal olarak ama ileride öyle olacaktır.

4K bir TV de alabilirim bir iki yıla kadar ama henüz değil. Orada OLED teknolojisini beklemek gerek. OLED, LCD’nin ve plazmanın en iyi taraflarını birleştiriyor. LCD’deki gibi ekranın arkasında bir ışık kaynağı olmuyor. Onun yerine her bir piksel bir ışık kaynağı oluyor. Çok daha iyi kontrast ve keskinlik demek bu tabii ki.

5D MK IV‘ü bekleyeceğim, başka kamera alacağımı sanmıyorum.

Ses kaydı için juicedLink adlı firmanın ürettiği bir çevirici var onu almak istiyorum. Bu HDSLR’ın altına takılıyor ve XLR ses girişlerine sahip olmanızı sağlıyor. Ayrıca ses yüksekliğini ayrı düğmelerle kontrol edebiliyorsunuz.

Orta format sayısal bir kamera almak isterdim ama bunlar araba fiyatına satılıyor o yüzden almayacağım! Orta format üreticileri akıllarını kaybetmiş gibiler. Bir fotoğraf makinesine 50 bin USD istemek pek akıllıca değil. Hepsi sonuçta batacak bence ama tabii bir süre giderler. Özellikle moda fotoğrafçıları bu saçmalığı finanse ediyor.

Daha da ötesinde large format alıp denemeler yapmak isterdim. Sinar tipi bir alet ama o da büyük bir proje. Bir sürü mercek almak gerek. Yeni bir delilik alanı açmaya korkuyorum.

Hayal ettiğim teknoloji ne?

Tabi ki daha güçlü bilgisayarlar isterdim. Daha iyi kameralar… Sony’nin yeni A7s modeli 409 bin ASA’da görüntü üretebiliyor. Bu neredeyse zifiri karanlık demek. İleride neler olacağını düşünemiyor insan.

Daha iyi kameralar zaten yapacaklar ben istemesem de ama aslında galiba bütün bu teknoloji işlerinde bir tür cinnet, bir ölmeme, burada kalma isteği de var. Bu yazıyı yazarken bir arkadaşımın ölüm haberi geldi. Şimdi unutmak için bu yazıyı toparladım ve toparlarken de aslında ne garip şeylerle uğraştığımı düşündüm!

Yine de yapacak daha iyi ne var ki? Unutmak için devam etmek gerek. Teknolojiyi seviyorum. Belki bir gün arkadaşımı da geri getirebilirler, kim bilir? Huzur içinde yat sevgili Candemir. Seni çok seviyorum.


[1] http://www.blackmagicdesign.com
[2] https://www.artsy.net/artist/ilker-canikligil
[3] https://theartstack.com/ilker-canikligi
[4] https://vimeo.com/ilkercanikligil